AMASRA


     Bartın’ın 17 km. kuzeyindeki Amasra, kuzeye doğru uzanan bir yarımada. Doğusundaki koya Büyük Liman, batısındakine Küçük Liman deniyor. Burası yazın hafta sonları popüler bir nefes alma yeri. Kumsallar, balıkçı lokantaları, Çekiciler Çarşısı daima tıklım tıklım. Bir çok pansiyon ve otel var ama ev pansiyonculuğu da çok yaygın. Romalılar döneminden kalan Amasra Kalesi, Cenova Şatosu, Roma dönemine ait Kuş kayası Yol Anıtı görmeye değer. Sahilden denize girebileceğiniz gibi günlük tekne turlarıyla yarımadanın keyfini çıkarmanız da mümkün.

     Amasra yada tarihte bilinen ilk adıyla Sesamos şehri, M.Ö XII. Yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Bu dönemde bölgede görülen Gasgas ve Hitit egemenliğinden sonra şehir, Fenikelilerce ticari amaçlara yönelik bir koloni olarak kullanılmıştır. Kısa süren Fenike hakimiyeti sonrasında İon kolonizasyon hareketleri ile şehir Miletli ve Megaralı denizcilerce ele geçirilmiş ve kısa zamanda tüm Batı Karadeniz sahilinin önemli bir ticari çekim merkezi haline gelmiştir. Özellikle bölgenin zengin orman ürünleri (başta şimşir, meşe palamudu, kestane olmak üzere) ticaretin gelişmesinde en önemli etkendir.

     Bir dönem Lidya egemenliğine giren şehir, M.Ö IV. Yüzyılda Pers yönetimine geçmiştir. Makedonyalı Büyük İskender’in Anadolu’yu Pers istilasından kurtarmasından sonra Sesamos’un yönetiminin Persli bir prenses olan Amastris’e geçtiğini görüyoruz. Bu dönemde canlı bir ticari hayat ile şehir tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır.

     Amastris’ ten sonra iki yüzyıl kadar Pontus Krallığı’na bağlı kalan şehir M.Ö 70 de Romalıların hakimiyetine girdi. Paflagonya eyaletinin merkezi olan şehir, Roma İmparatorluğunun 395’te ikiye ayrılması ile Doğu Roma sınırları içerisinde kalmıştır. Doğu Roma yönetiminde “Amastedos” adı ile anılan şehir, ticari fonksiyonlarını giderek kaybetmiş, özellikle dinsel bir merkez haline gelmiştir.1071 Malazgirt Savaşı sonrasında, Kutalmışoğlu Süleyman Şah önderliğinde başlayan fetihler Amasra’ya kadar uzanmış, Türk komutanlarından Emir Kara Tigin tarafından kuşatılan şehir alınamamış, ancak buradaki Bizans Garnizonu vergiye bağlanmıştır. Bizans’taki taht kavgalarında zaman zaman bir üs merkezi olan şehir, Anadolu Selçukluları devrinde Selçuklu hükümdarı Rükneddin Süleyman’la dostane ilişkiler kurarak ticaretin yeniden canlanmasını sağlamıştır.

     XIII. Yüzyılda Cenevizli tüccarlar şehri ele geçirmişlerdir, Ekim 1460’ta Fatih Sultan Mehmet’in fethine kadar Ceneviz yönetiminde kalan şehirde canlı bir ticari hayatın yansıması olarak pek çok sanat eseri günümüze ulaşmıştır. Amasra’nın Osmanlılarca fethi öncesinde şehre tepeden bakan Fatih, hayranlığını şöyle dile getirir: “ Lala, Çeşm-i Cihan bu mudur ola?” Fetih sonrası şehirdeki iki kilise camiye çevrilir, bir kadı atanır ve Fatih’in emriyle Eflani Kalesi halkı Amasra’ya yerleştirilir. Osmanlı yönetimindeki şehir, Bolu Sancak Beyliği’ne bağlı bir merkez olarak varlığını sürdürmüş, bu dönemde şehri ziyaret eden Batılı gezginler büyük bir hayranlıkla bahsetmişlerdir.

     Amasra'da yat ve teknelerin güvenli bir şekilde barınabileceği limanlar mevcuttur. Ayrıca Amasra Karadeniz Yat Rallisine liman olarak ev sahipliği yapmaktadır.Amasra’da Geçlerin rahatça tatillerini yapabilmeleri için gerekli her şey düzenlenmiştir....Plajların ve denizin temizliği yılda 4 defa sağlık birimleri tarafından kontrol edilmekte ve güvenliği sağlanmaktadır.

O yarımada ve adalar mı denize doğru uzanır,
Yoksa o ismi karadeniz mi, karaya sığınmak ister.
İşte bu tutkulu sarmaş dolaş oluşun,
Denizin ve karanın çocuğudur AMASRA..