Klasik Kemençe'nin Tarihçesi


     Fiziksel özellikleri [değiştir]Boyu 40-41 cm. kadardır. Tekne, sap, göğüs, klavye, burgu, yay gibi parçalardan oluşur.

     Üç telli ve dört telli olmak üzere iki çeşidi vardır.

     Üç telli kemençede sırası ile tizden peste doğru neva, rast ve yegâh perdelerine akortlu olan üç tel bulunur. Bu tellerden neva ve yegâh tellerinin boyları eşit olup rast teli bunlara göre daha uzuncadır ve daha yüksekte bulunmaktadır. Üç telli kemençenin ilk iki teli (rast ve neva) genellikle bağırsak teldir. Üçüncü tel (yegâh teli) ise kemanın sol-G telidir. Bu telde genellikle, içi bağırsak, dışı gümüş kaplama olanı tercih edilir. Üç telli kemençede burguya yaklaştıkça klavye ile tel arasındaki mesafe azalır, eşiğe doğru yaklaştıkça artar. Ses sahası yaklaşık olarak iki - iki buçuk oktav kadardır. Genellikle iki oktav aşağısındaki tiz seslere çıkılmaz ve yegâh - tiz neva arasındaki sesler kullanılır. Perde yerleri asimetriktir.

     Cüneyt Orhon'a ait olan bu kemençe, Baron yapımı üç telli kemençeden dört telliye çevrilmiştir. Dört telli kemençede ise teller, tizden peste doğru muhayyer, neva, rast ve kaba çargâh perdelerine akortludur. Genelde bütün teller için keman teli kullanılmaktadır. Bu tür kemençeyi ilk tasarlayan Saadettin Arel olduğu için Arel kemençesi de denilir. Tel boyları, üç telli gibi olmayıp boyları eşittir. Ayrıca klavye ile tel arasındaki mesafe sabittir ve değişmez. Dört telli kemençe, keman ailesinde olduğu gibi beş çeşide sahiptir. Bunlara kemençe beşlemesi de denir. Sıra ile soprano, alto, tenor, bariton ve kontra bas isimlerini alır. Bunlardan bariton ve kontra bas kemençe, tırnak ile değil basılarak çalınır. Fakat günümüzde soprano ve alto kemençe haricindeki çeşitler kullanılmamaktadır. Ses sahası üç buçuk oktavdır. Perde yerleri simetriktir. Tamburi Cemil Bey'in de dört telli kemençe denemesi olmuştur. Fakat dördüncü teli ne için kullandığı bilinmemektedir. Akademik anlamda dört telli kemençeyi ilk tasarlayan Saadettin Arel'dir. İcrası [değiştir]Perdesiz ve tırnak ile çalınan bir çalgıdır. Tırnaklar, tellere soldan değdirilerek notalara ulaşılabilir. Perdeler sol el ile basılır, yay sağ el ile tutulur. Diz üstünde ya da iki diz arasına alınarak çalınır. Diz üstünde çalındığında yay tellere göre inip kalkmaz, aksine yayın açısı değişmeden kemençe yaya döndürülerek tel ile temas sağlanır. Diz arasında çalındığında ise kemençe sabit kalıp, yay açısını değiştirerek teller ile teması sağlanır. İcrası çok zordur ve uzun yıllar çalışmayı gerektirir.

     En tanınmış kemençeciler arasında Tamburi Cemil Bey, Vasilaki, Ruşen Ferid Kam, Tamburi Refik Fersan, Fahire Fersan, Cüneyt Orhon, Kamuran Erdoğru, İhsan Özgen yer alır, bu sanatkârlar kemençenin virtüözleridir. Selim Güler, Hasan Esen, Derya Türkan (İncesaz), Cengiz Onural, Ahmet Kadri Rizeli, Furkan Bilgi (Yeni Türkü), Neva Özgen, Emre Erdal ve Aslıhan Eruzun Özel de en tanınmış yeni nesil kemençeciler arasındadır.

     Tavır olarak Vasilaki ve Cemil Bey'in tavırları ön plana çıkmıştır. Cemil Bey'den sonra, ondan ders almadığı halde onun tavrını sürdüren ve manevi talebesi sayılan Ruşen Ferid Kam gelmektedir.

     Eskiden Türklerin kullandığı ıklığ denilen çalgının bir çeşidi sayılsa da esasında bu çalgı ile bir ilgisi yoktur. Klasik kemençe, Bizans İmparatorluğu'nda iki telli olarak çalınmaktaydı. Sonraları üçüncü tel takılsa da bu tel ahenk amaçlı ve süsleme için kullanılıyordu. Bugünkü manada üçüncü telin yegâh perdesine akortlanışı, sazın bu günkü haline gelişi Osmanlı'da Sultan Mecid dönemine rastlamaktadır. Bu yüzden üç telli olan günümüzdeki çalgıya Osmanlı kemençesi de denilmektedir. Önemli icracıları ve yapımcıları ise Osmanlı'da ve özellikle İstanbul'da yaşamış olan Türkler ve Rumlardır. Bundan dolayı Yunanistan'da bu çalgı, İstanbul kemençesi olarak da anılmaktadır. Ve son yıllara kadar da Yunanistan'da bu çalgı unutulmuş durumda idi. Son yıllarda İhsan Özgen ve Derya Türkan’ın Yunanistan'da verdiği konserler ile burada da bu çalgı yeniden tanınmaya başlanmıştır.

Üç telli kemençenin icrasının zorluğu, tel boylarının ve yüksekliklerinin eşit olmayışı ve oktav aralığının sınırlı olmasının verdiği sıkıntılardan dolayı 1933 yılında Saadettin Arel dördüncü bir tel daha ilave etmiştir. Bu tel muhayyer perdesine akortlanıyordu ve tel boyları eşit olmakla birlikte tel yükseklikleri de eşitti. Soprano, alto, tenor, bariton ve bas çeşitleri olan dört telli kemençenin bu gün sadece soprano çeşidi kullanılmaktadır.

Arel'den sonra 1974 yılına kadar dört telli kemençe pek kullanılıp rağbet görmemiştir. 1974 yılında Cüneyt Orhon ve Cafer Açın dört telli kemençeyi yeniden ele alıp konservatuarda yapımı ve icrası ile ilgili ders vermeye başlamıştır. Bugün, hem üç telli kemençe, hem de Arel'in tasarımını yaptığı dört telli kemençe konservatuarlarda ders olarak verilmektedir.